Faiz Oranlarının Bileşenleri

Bir bankadan ihtiyaç ya da konut kredisi kullanmak istediğinizde, ya da devlet ya da şirketler tarafından ihraç edilen borçlanma araçlarına yatırım yapmak istediğinizde nakit akışlarınızın nasıl olacağını, kredinizin maliyetini ya da yatırımınızın getirisini belirleyen temel unsur faiz oranlarıdır. Faiz oranlarını hesaplarken hangi faktörlerin rol oynadığını bilmek, kredi ve yatırımlarla ilgili yapacağınız tercihlerde daha rasyonel kararlar vermenizi sağlayacaktır.

İlk önce piyasada geçerli olan faiz oranlarının temel belirleyicisinin piyasadaki arz ve talep dengesi olduğunu bilmek gerekir. Yatırımcılar ve kredi veren kuruluşlar, yani ellerinde fon fazlası bulunan ve bunu borç vererek getiri elde etmek isteyenler arz tarafını oluştururken, borç almak isteyenler talep tarafını oluşturur. Arz tarafının her bir faiz oranından borç vermek istediği borç miktarını gösteren eğri ile talep tarafının her bir faiz oranından borç almak istediği borç miktarını gösteren eğrinin kesişim noktası, faiz oranını belirler.

Borç verenlerin, perspektifinden bakarak faiz oranını beş farklı bileşene ayırabiliriz. Bunları iyi anlamak önemlidir çünkü bu, bir kredi kullanırken veya bir yatırım yapmayı düşünürken daha bilinçli olmamıza yardımcı olacaktır. İlk olarak, tüm faiz oranlarının temel yapı taşı olan reel risksiz faiz oranıyla başlayalım. Bu oran varsayımsal bir kavramdır. Enflasyonun olmadığı ve borç verilen tarafın geri ödeme yapmasının kesin olduğu varsayılır. Yatırımcının belli bir süre parasını kullanmaktan vazgeçmesi karşılığında satın alma gücünde ne kadarlık bir artış beklediğini gösterir. Örneğin, enflasyon beklentisinin 0 olduğu bir ekonomide 1 yıllık devlet tahvilinin faiz oranının %2 olduğunu biliyorsak, bu ekonomideki reel risksiz faiz oranının %2 olduğunu söyleyebiliriz.

Faiz oranının ikinci bileşeni enflasyon primidir. Yatırımcılar, borç verirken onlar için önemli olan satın alma güçlerindeki artıştır. Genellikle zamanla fiyatlar artar ve paranın alım gücü azalır. Bu nedenle, faiz oranları, enflasyonu hesaba katan ve paranın azalan alım gücünü telafi eden bir bileşen içerir. Bu bileşenin belirleyicisi, geçmiş enflasyon verileri değil, gelecekteki enflasyon oranı beklentileridir. Örneğin, son bir yılda enflasyon oranının %10 olarak gerçekleştiğini varsayalım, piyasa tarafından bir sonraki yıl enflasyonunun %20 olarak gerçekleşeceği bekleniyorsa yatırımcının enflasyon primi olarak %10’u değil %20’yi talep etmesi gerekmektedir. Faiz oranının bu iki bileşeni, yani reel risksiz faiz oranı ve enflasyon primi dikkate alınarak yapılacak bir hesaplama sonucunda nominal risksiz faiz oranına ulaşırız. Bu hesaplama matematiksel bir formülü gerektirse de reel risksiz faiz oranı ile enflasyon primini toplayarak da yaklaşık bir sonuç elde edebiliriz. Örneğin, likiditesi yüksek bir hazine bonosunun getirisi tam olarak nominal risksiz faiz oranını göstermektedir.

Faiz oranlarını oluşturan üçüncü bileşen vade primidir. Örneğin tahvil yatırımı yaptığınızda karşılaşabileceğiniz en büyük risk piyasada faiz oranlarındaki değişimle ilgilidir. Faiz oranlarındaki artış tahvil fiyatlarının düşmesine, faiz oranlarındaki azalış da tahvil fiyatlarının artmasına sebep olur. Tahvilin vadesi uzadıkça faiz oranlarındaki değişimlere olan duyarlılığı artar. Örneğin, faiz oranlarındaki bir birim artış, kısa vadeli tahvil fiyatını bir birim düşürürken, uzun vadeli tahvilin fiyatını iki birim düşürebilir. Bu açıdan uzun vadeli tahviller, kısa vadeli tahvillere göre daha risklidir. O halde, enflasyon beklentisi tüm vadelerde çok farklılaşmadığını, tedavüldeki devlet tahvillerinin hepsinin likiditelerinin yeteri kadar yüksek olduğunu varsaydığımızda, uzun vadeli devlet tahvillerinin getirilerinin kısa vadelilere kıyasla daha yüksek olduğunu gözlemleriz. Diğer herşey aynı iken, sabit getirili bir borcun vadesi yükseldikçe yatırımcılar daha yüksek faiz oranı talep eder.

Şimdiye kadar anlatılanlar, devlet tarafından ihraç edilen ve likiditesi yüksek iç borçlanma senetlerinin faiz oranlarının bileşenleridir. Diğer borçlanma araçlarında ya da kredilerde ilave bileşenler de bulunur. Faiz oranlarının dördüncü bileşeni kredi riski ya da diğer bir ifadeyle temerrüt riski, yani geri ödememe riski nedeniyle yatırımcı ya da kredi veren tarafından talep edilen primdir. Belirli bir miktar para ödünç alan birinin, her zaman bu parayı geri vermeme olasılığı vardır. Bu tehlike, kredi risk primi ile telafi edilir. Karşı tarafın ödeme gücünün ne olduğuna göre bu prim değişiklik gösterecektir. Örneğin devlet tarafından yerel para birimi üzerinden yapılan borçlanmalarda bu risk bulunmadığı için hazine bonosu ya da devlet tahvilinin faiz oranında kredi risk primi bulunmaz. Ancak, örneğin bir şirket tahvilinde bu risk her zaman bulunur. Mali yapısı güçlü, gelecekteki nakit akışlarının öngörülebilirliği yüksek olan şirketlerin kredi riskinin nispeten düşük olduğunu söyleyebiliriz. Bu şirketler tarafından ihraç edilen borçlanma araçlarında düşük de olsa kredi risk primi istenir. Geri ödeme konusunda daha yüksek risk barındıran şirketlerden daha yüksek kredi risk primi istenir. Bu nedenle mali yapısı zayıf olan şirketler daha yüksek faiz oranlarından borçlanır. Kredi riski, bankaların sunduğu faiz oranlarında da oldukça belirleyicidir. Kredi notu düşük olan kişilere, bankalar tarafından kredi verilmemesi ya da kredi notu yüksek olan kişilere kıyasla daha yüksek faiz oranı sunulması bu kişilerin kredi riskinin yüksek olmasından kaynaklanır. Bir kredinin teminatlı olup olmaması da kredi risk primini etkileyen bir unsurdur. Örneğin konut kredileri ipotekli olduğundan kredi alanın geri ödememesi durumunda banka konuta el koyabilecektir, bu durum konut kredilerinde kredi risk priminin daha düşük olmasını sağlar. Bu nedenle, aynı tutar ve vadeye sahip bir konut kredisi, ihtiyaç kredisine kıyasla daha düşük bir faiz oranından sunulabilmektedir.

Faiz oranının beşinci bileşeni likidite primidir. Peki yatırımcılar likiditesi düşük olan bir yatırım için neden ilave prim talep etmeye ihtiyaç duyar? Bazı yatırımlar oldukça likittir, örneğin devlet tahvilini satın alan bir yatırımcıyı düşünelim. Devlet tahvillerinin genellikle aktif bir piyasası olduğu için yatırımcı paraya ihtiyaç duyduğu zaman, ya da alternatif daha iyi bir yatırım yapma şansı bulduğu zaman devlet tahviline kolayca alıcı bulabilir ve gerçek değeri üzerinden satabilir. Ancak, aktif bir piyasası olmayan borçlanma araçlarını satmak daha zordur. Yatırımcı, alıcıları teşvik etmek için fiyat üzerinde önemli bir indirim yapmak zorunda kalır, bu da zararla sonuçlanabilir. Bu nedenle, daha az likit bir borçlanma aracının, yatırımcılara daha yüksek bir faiz oranı sunması gerekir. Bu durum banka tarafından kullandırılan kredilerde de geçerli olduğu için kredilerin faiz oranlarının içinde likidite primi de bulunmaktadır.

Peki, tüm bu bileşenleri öğrendiğimize göre, bir bankadan kredi kullanmak istediğimizde banka tarafından sunulan faiz oranlarını nasıl değerlendireceğimize bakalım. Örneğin size vadesi 1 yıl ve 5 yıl olan iki adet kredi seçeneği sunuluyor. Bu durumda iki kredinin faiz oranlarını birbiriyle kıyaslamak çok doğru olmayacaktır. Çünkü bu iki faiz oranının bileşenleri oldukça farklıdır. En önemli farklılıklardan birini enflasyon primi oluşturur. 1 yıllık sürede beklenen enflasyon ile 5 yıllık sürede beklenen enflasyon oranları birbirinden oldukça farklı olabilir. 1 yıl vadeli kredinin faiz oranını 1 yıllık devlet tahvilinin getirisi ile, 5 yıl vadeli kredinin faiz oranını 5 yıllık devlet tahvilinin getirisi ile kıyaslamak ve sizden ilave ne kadar risk primi istendiğini anlamak daha doğru olacaktır. Çünkü enflasyon primi aynı zamanda devlet tahvilinin getirisinin bileşenlerinden biridir. Bunun yanı sıra, diğer her şey aynı iken, banka 5 yıl vadeli kredide, 1 yıl vadeli krediye kıyasla daha yüksek risk primi isteyecektir, çünkü uzun vadede kişilerin ekonomik durumuyla ilgili belirsizlikler artmaktadır. Bu belirsizlikler de kredinin bankaya geri ödenmemesi ile ilgili riskleri artırır. Bankalar aldıkları ilave riskleri telafi etmek için daha yüksek risk primi ister. Bu nedenle, daha yüksek vadede kullanacağınız bir kredinin sizin için genellikle daha dezavantajlı şartlar içerebileceğini unutmamanız gerekir.

Kaynak: https://finansalokuryazarlik.gov.tr/

Bu içerik, konkordato ilanları, konkordato talep eden firmalar, konkordato sürecindeki şirketler ve güncel konkordato kararlarını takip etmek isteyen kullanıcılar için hazırlanmıştır. Konkordatotakip.com üzerinden Türkiye genelindeki geçici mühlet kararları, kesin mühlet kararları, tasdik ve ret kararları, konkordatodan iflas kararları ve diğer konkordato süreçleri düzenli olarak takip edilebilmektedir.