Türkiye’de yatırım fonlarında yaşanan son gelişmeler, ilk bakışta yalnızca sermaye piyasalarını ve yatırımcıları ilgilendiren bir sorun gibi görülebilir. Ancak fonlarda başlayan tasfiye ve likidite sürecinin etkileri reel sektöre yayıldığı takdirde; şirketlerin nakit akışından tedarikçi ödemelerine, krediye erişimden çek performansına ve nihayetinde konkordato başvurularına kadar uzanan çok daha geniş bir risk zinciri ortaya çıkabilir.

Bu nedenle bugün sorulması gereken önemli sorulardan biri şudur:

Türkiye’deki fon krizi önümüzdeki aylarda konkordato sayılarını artırabilir mi?

Bugün itibarıyla bu soruya kesin bir “evet” cevabı vermek için erken. Ancak mevcut gelişmeler, konkordato açısından yakından takip edilmesi gereken yeni bir likidite ve finansman riskinin ortaya çıktığını gösteriyor.

Fon Krizinde Ne Oldu?

Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) Eylül 2026’da aldığı kararlar kapsamında bazı portföy yönetim şirketlerinin kurucusu olduğu yatırım fonları tasfiye sürecine alındı.

SPK tarafından açıklanan verilere göre tasfiye kapsamındaki 131 fonda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor. Uluslararası basına yansıyan değerlendirmelerde ise söz konusu fonların toplam büyüklüğünün 20 milyar doların üzerinde olduğu belirtiliyor.

Tasfiye sürecinin başlamasıyla bazı fonlarda alım-satım işlemleri durdurulurken, yatırımcıların fonlardaki varlıklarına ne zaman ve hangi tutarda ulaşabilecekleri konusu önem kazandı.

Ancak konkordato açısından meseleye yalnızca bireysel yatırımcıların yaşayabileceği kayıplar üzerinden bakmak yeterli olmayabilir.

Çünkü bu fonların yatırımcıları arasında işletmelerin de bulunması mümkündür.

Asıl Soru: İşletmelerin Parası da Bu Fonlarda mı?

Şirketler, günlük faaliyetlerinde hemen ihtiyaç duymadıkları nakitlerini çeşitli finansal araçlarda değerlendirebilir.

Özellikle kısa vadeli nakit yönetiminde yatırım fonları şirketler açısından bir çeşit geçici “nakit park alanı” olarak kullanılabilir.

Normal şartlarda işletme yöneticisi, gerektiğinde bu yatırımı nakde çevirerek;

maaşlarını,

tedarikçilerini,

çeklerini,

kredi taksitlerini,

SGK ve vergi borçlarını,

elektrik ve doğal gaz faturalarını,

hammadde alımlarını

finanse edebileceğini düşünür.

Ancak şirketin nakdinin bulunduğu fonun alım-satımının durdurulması veya tasfiye sürecine alınması halinde bilanço ile gerçek nakit akışı arasında önemli bir fark ortaya çıkabilir.

Şirketin varlığı vardır; fakat ihtiyaç duyduğu anda kullanabileceği nakdi olmayabilir.

Konkordato açısından üzerinde durulması gereken noktalardan biri tam olarak budur.

Varlığınızın Olması, Borcunuzu Ödeyebileceğiniz Anlamına Gelmeyebilir

Bir işletmenin 20 milyon TL yatırım fonu ve 10 milyon TL banka mevduatı bulunduğunu düşünelim.

İşletmenin önümüzdeki 30 gün içerisinde ödemesi gereken toplam yükümlülüğü ise 22 milyon TL olsun.

Normal şartlarda yönetim:

10 milyon TL mevduat + 20 milyon TL fon = 30 milyon TL kullanılabilir finansal varlık

hesabıyla nakit planlamasını yapabilir.

Fakat fondaki 20 milyon TL ihtiyaç duyulduğu anda nakde çevrilemiyorsa, şirketin gerçekte kullanabileceği nakit yalnızca 10 milyon TL’ye düşer.

Şirketin toplam varlığı ortadan kalkmamıştır.

Ancak 12 milyon TL’lik kısa vadeli likidite açığı ortaya çıkmıştır.

Bu fark, finansal sıkıntının nasıl başlayabileceğini göstermesi açısından önemlidir.

Ara Ödeme İşletmeler İçin Yeterli Olmayabilir

SPK’nın tasfiye sürecindeki fonlara ilişkin açıkladığı ara ödeme sisteminde, belirli şartlar kapsamında yatırımcılara fon başına ödeme yapılması öngörülüyor.

Ancak fonda milyonlarca veya onlarca milyon lira işletme sermayesi bulunan bir şirket açısından sınırlı bir ara ödeme, yaklaşan ticari yükümlülükleri karşılamaya yetmeyebilir.

Özellikle yüksek cirolu şirketlerde birkaç günlük maaş, hammadde veya tedarikçi ödemesi dahi milyonlarca liraya ulaşabiliyor.

Bu nedenle fon yatırımının büyüklüğü kadar, şirketin o paraya ne zaman ihtiyaç duyacağı da kritik hale geliyor.

İkinci Risk: Paraya Ulaşmak Değil, Ne Kadarının Geri Döneceği

Fonlardaki risk yalnızca likiditeyle sınırlı olmayabilir.

Tasfiye edilen fonların portföylerinde bulunan varlıkların hangi fiyatlardan nakde çevrileceği de yatırımcının nihai olarak elde edeceği tutarı etkileyebilir.

Bu durumda işletmeler açısından iki farklı risk ortaya çıkıyor:

Likidite riski: Şirketin parasına ihtiyaç duyduğu tarihte ulaşamaması.

Değerleme riski: Fon yatırımından beklediğinden daha düşük tutarda kaynak elde etmesi.

Bu iki riskin aynı anda gerçekleşmesi durumunda şirketin hem kısa vadeli nakit akışı hem de bilanço yapısı etkilenebilir.

Üçüncü Risk: Açığı Krediyle Kapatmak Artık Kolay Değil

Normal şartlarda geçici likidite problemi yaşayan bir işletme banka kredisine başvurabilir.

Ancak Türkiye’deki mevcut finansman koşulları bunu oldukça maliyetli hale getiriyor.

Ticari kredi faizlerinin yüksek seviyelerde bulunması nedeniyle, fondaki parasına ulaşamayan bir şirketin oluşan açığı krediyle kapatması ciddi bir finansman gideri yaratabilir.

Sorunun finans sektörünün risk iştahına yansıması halinde;

kredi limitlerinin azaltılması,

daha yüksek teminat istenmesi,

vadelerin kısaltılması,

kredi fiyatlarının yükselmesi

ve bazı şirketlerin yeni finansmana erişiminin zorlaşması

gibi ikinci derece etkiler de görülebilir.

Böyle bir durumda fondaki parasına ulaşamayan şirketin önünde başka bir seçenek kalır:

Kendi nakdini korumak.

Konkordato Açısından En Tehlikeli Aşama: Ödeme Zinciri

Fon krizinin reel sektörde yaratabileceği asıl çarpan etkisi burada ortaya çıkabilir.

Likidite problemi yaşayan büyük bir şirket hemen konkordato başvurusu yapmayabilir.

Önce tedarikçilerinden ek vade ister.

Daha önce 30 günde ödediği faturayı 60 veya 90 günde ödemeye başlayabilir.

Büyük şirket açısından bu yalnızca birkaç aylık ödeme ertelemesi gibi görünebilir.

Ancak alacağını bekleyen KOBİ açısından sonuç çok farklı olabilir.

Çünkü tedarikçinin;

çalışan maaşları,

SGK ödemeleri,

vergi yükümlülükleri,

banka kredileri,

çekleri,

enerji giderleri

ve kendi tedarikçilerine yapacağı ödemeler devam etmektedir.

Beklediği tahsilatı alamayan şirket bu kez kendi ödemelerini geciktirmeye başlar.

Böylece finans piyasasında başlayan sorun reel sektörde şu zincire dönüşebilir:

Fonlarda likidite sorunu → şirketin nakit açığı → tedarikçi ödemelerinin gecikmesi → tedarikçinin işletme sermayesi açığı → çek ve kredi ödemelerinde bozulma → yeni finansman ihtiyacı → finansmana erişememe → konkordato.

Konkordato sayılarını artırabilecek asıl mekanizmalardan biri budur.

“Benim Fonda Param Yok” Demek Yeterli Olmayabilir

Fon krizinin önemli özelliklerinden biri de doğrudan ve dolaylı etkilerin birbirinden farklı olmasıdır.

Bir şirketin söz konusu fonlarda hiç yatırımı bulunmayabilir.

Ancak;

en büyük müşterisinin,

ana tedarikçisinin,

bayisinin,

distribütörünün,

grup şirketinin

veya önemli bir ticari ortağının yüksek miktarda fon yatırımı bulunması halinde sorun dolaylı olarak o şirkete de ulaşabilir.

Bu nedenle ticari risk yönetiminde yalnızca şirketin kendi mali durumuna bakılması artık yeterli olmayabilir.

İş yaptığınız şirketin likidite durumu da sizin riskiniz haline gelebilir.

Fon Krizi, Konkordatoların Zaten Yüksek Olduğu Bir Döneme Denk Geldi

Fon krizinin olası etkisini değerlendirirken Türkiye’deki mevcut konkordato tablosunu da dikkate almak gerekiyor.

KonkordatoTakip.com verilerine göre 2026 yılının ilk dokuz ayında;

1.487 Geçici Mühlet,
1.158 Kesin Mühlet,
1.415 Red,
213 İflas,
154 Tasdik

olmak üzere toplam 4.427 karar kaydedildi.

Yalnızca Eylül 2026’da ise;

153 Geçici Mühlet,
166 Kesin Mühlet,
190 Red,
32 İflas,
22 Tasdik

olmak üzere toplam 563 karar verildi.

Ağustos ayında 335 olan toplam karar sayısının Eylül ayında 563’e yükselmesi, adli tatilin ardından konkordato dosyalarındaki hareketliliğin yeniden hızlandığını gösteriyor.

Daha da önemlisi, konkordato başvurularının maliyetleri ciddi seviyelere ulaşmış durumda.

Makul güvence raporu, mahkeme giderleri, komiser avansları ve dosya hazırlık maliyetleri birlikte değerlendirildiğinde bazı dosyalarda konkordato sürecine giriş maliyeti milyonlarca liraya ulaşmasına rağmen yeni başvurular devam ediyor.

Dolayısıyla fon krizi, konkordato açısından sakin bir ekonomik ortamda ortaya çıkmış münferit bir sorun değil.

Aksine şirketlerin zaten yüksek finansman maliyetleri, işletme sermayesi ihtiyacı ve tahsilat problemleriyle mücadele ettiği bir dönemde ortaya çıkan yeni bir likidite riski niteliğinde.

Fon Krizinin Etkisini Eylül Rakamlarında Aramak İçin Erken

Burada önemli bir zamanlama problemi bulunuyor.

Fon krizinin Eylül ayında belirginleşmiş olması, etkisinin aynı ay konkordato sayılarına yansıması gerektiği anlamına gelmez.

Bir şirket finansal sıkıntıya düştüğünde genellikle ertesi gün konkordato başvurusu yapmaz.

Önce kasasındaki nakdi kullanır.

Ardından kredi limitlerine başvurur.

Tedarikçilerinden vade ister.

Çeklerini yeniden düzenlemeye çalışır.

Varlık satmayı deneyebilir.

Ortaklarından kaynak sağlamaya çalışabilir.

Bankalarla yapılandırma görüşmeleri yapabilir.

Bu yöntemlerin yeterli olmaması durumunda konkordato seçeneği gündeme gelir.

Bu nedenle fon krizinin konkordato üzerindeki olası etkisini değerlendirirken 30 Eylül 2026’yı önemli bir başlangıç noktası olarak kabul etmek daha anlamlı olacaktır.

Asıl takip edilmesi gereken dönem:

Ekim → Kasım → Aralık 2026 → 2027’nin ilk aylarıdır.

Hangi İşletmeler Daha Fazla Risk Taşıyor?

Fon krizinin etkisi bütün şirketlerde aynı olmayacaktır.

Özellikle;

işletme sermayesinin önemli bölümünü yatırım fonlarında değerlendiren şirketler,

kısa vadeli ödeme yükümlülükleri yüksek işletmeler,

yüksek miktarda çekle çalışan şirketler,

kredi limitlerine bağımlı işletmeler,

düşük nakit rezervine sahip KOBİ’ler,

bir veya birkaç büyük müşteriye bağımlı tedarikçiler,

yüksek finansman giderine sahip şirketler

daha yakından takip edilmelidir.

Ancak bunların risk altında olduğu değil, fon krizinin reel sektöre yayılması halinde likidite şoklarına karşı daha hassas olabilecekleri söylenebilir.

Önümüzdeki Aylarda Hangi Sinyalleri Takip Etmeliyiz?

Fon krizinin konkordatolara gerçekten yansıyıp yansımadığını anlayabilmek için yalnızca fonların tasfiye sürecini takip etmek yeterli olmayacaktır.

Reel sektördeki ilk sinyallerin;

ödeme vadelerinin uzaması,

çek ödeme performansının bozulması,

ticari kredi koşullarının sıkılaşması,

kredi limitlerinin azaltılması,

tedarikçi ödemelerinin gecikmesi

gibi alanlarda görülmesi beklenebilir.

Bunların ardından yeni geçici mühlet kararlarında artış olup olmadığı incelenebilir.

Konkordato açısından özellikle Geçici Mühlet kararları, yeni finansal sıkıntıların sisteme girişini görmek açısından takip edilmesi gereken önemli göstergelerden biridir.

Sonuç: Fon Krizi Konkordatoları Artırır mı?

Bugün itibarıyla;

“Fon krizi konkordato sayılarını artırdı”

demek için yeterli veri bulunmuyor.

Ancak;

fonlarda parası bulunan işletmeler açısından likidite riski,

fon varlıklarının değer kaybetmesi halinde değerleme riski,

oluşan nakit açığının krediyle kapatılamaması halinde finansman riski,

şirketlerin ödemelerini geciktirmesi halinde ise tedarikçi ve tahsilat riski

ortaya çıkabilir.

Bu risklerin aynı anda veya birbirini takip ederek gerçekleşmesi konkordato başvuruları üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturabilir.

Dolayısıyla fon krizini yalnızca sermaye piyasasında yatırım yapan kişilerin yaşayabileceği bir finansal kayıp olarak değerlendirmek eksik olacaktır.

Asıl cevaplanması gereken soru şudur:

Fonlarda başlayan likidite problemi reel sektörün işletme sermayesine ulaşacak mı?

Eğer ulaşırsa, bunun ilk işaretlerini şirketlerin ödeme davranışlarında ve tahsilat sürelerinde; sonraki aşamada çek ve kredi performanslarında; daha ileri aşamada ise konkordato başvurularında görmemiz mümkün olabilir.

Bu nedenle Eylül 2026 verileri bizim için önemli bir referans noktasıdır.

KonkordatoTakip.com olarak Ekim, Kasım ve Aralık aylarında açıklanacak verileri; geçici mühlet, kesin mühlet, red, iflas ve tasdik kararlarının yanı sıra sektör ve il bazındaki değişimleri de dikkate alarak takip edeceğiz.

Birkaç ay sonra elimizde bugünkü soruya çok daha güçlü bir cevap verebilecek veri bulunacak:

Fon krizi finans piyasalarında mı kaldı, yoksa reel sektör üzerinden konkordato dosyalarına kadar ulaştı mı?

Bu içerik, konkordato ilanları, konkordato talep eden firmalar, konkordato sürecindeki şirketler ve güncel konkordato kararlarını takip etmek isteyen kullanıcılar için hazırlanmıştır. Konkordatotakip.com üzerinden Türkiye genelindeki geçici mühlet kararları, kesin mühlet kararları, tasdik ve ret kararları, konkordatodan iflas kararları ve diğer konkordato süreçleri düzenli olarak takip edilebilmektedir.

Kategori: